31 Mayıs 2009 Pazar

ruhumu dinlendiren bir albüm bu...

Kavimler kapısı Anadolu’da, tarih boyunca kardeşliğin en içten örnekleri de, kardeş kavgalarının en acı olanları da yaşandı, tüm gerçekliği ile. Ve, türküler süzüldü, sevinçlerden, sevdalardan, en çok da acılardan… Sevdalar, sevinçler bugün de yaşanıyor, belki de en çok kavgalar... Türküler, ağıtlar bugün de yakılıyor, yürekler dağlayan, canlar yakan... Nedendir aynı canı, aynı teni, aynı dünü ve aynı bugünü paylaşan kardeşlerin birbiriyle kıyasıya kavgası? İnsanı insan görmenin, kardeşliğin bir yana bırakılıp, köklerin öne çıkarılması mı? Etnik yapılanmanın “biz”liği dışlayıp “ben-sen” karşıtlığını ve düşmanlığını yaratan ikircikli kaotik yapısı mı? Yoksa kardeşleri bir ağacın etrafında sahiplenme kavgasına tutuşturup ormanı götüren tilkilerin ince oyunları mı? Bunların tümü yaşamın içindeyken, insanca olanı; yine Anadolu’nun engin hoşgörü ve kardeşlik ruhuna tutunmak, sevgi, saygı ve kardeşliği öven sayısız türkülerini hep bir ağızdan söylemek değil midir? Oysa her kaynağı var Anadolu’nun, bu çirkinlikler çağının karanlıklarını yırtıp atmaya. En çok da çocukları var, yürekli, candan, sevgi dolu… İşte, yine bunlardan bir kaçı filizlendi, serpilip kök salmak istiyorlar. Ortak adları “ETNİ-KA” Etnik ile Kaos’un yarattığı karmaşa ve kargaşaya vurgu yapar cinsten bilinç dolu. En güzel yanları da; hızla ümmetleşen, cemaatler topluluğuna dönüştürülmekte olan ülkemizde, niceleri gibi ayrımcılığa sığınarak nemalanmak yerine, zor olanı seçip bu köhneliğe yiğitçe karşı durmaları ve insanlığın kardeşliğine gönül katmalarıdır. Bilgileri duru, emekleri derin; bilekleri, yürekleri güçlü ve gittikleri yol aydınlıklarla dolu… Hayal ve mana aleminin sonsuzluğuna hoş geldin ETNİ-KA. İnancımız; yapacağınız çok iş, gideceğiniz uzunca bir yol olduğu. Bize düşen ise; örnek olmanın gururudur. Yüreğimiz sizinle. Çabanız uzun soluklu, yolunuz açık olsun…

Erol Parlak ( http://www.etni-ka.com/ adresinden)


video

yağmur yağdı bugün, temizledi çoğu şeyi...

Bu haftasonunun bana hatırlattığı tek şey yorgunluk olacaktı neredeyse. Yetiştirilmesi gereken ödevler, açıköğretim sınavı görevi, 3er saatlik gece uykuları, kamburlaşan bedenim ... yorgunluk ve karanlık bir haftasonu.
Yorgunluk ve karamsarlığımın yüzüme vurmaya başladığı, asabiyet anımda başladı bu kente yağan yağmur. 90 kişilik amfide, yüzlerin birbirine benzemeye başladığı o anda delice yağan yağmur, ıslak toprak kokusu ve iğde ağacı yetişti imdadıma, gülümseyivermişim.
Hala o gülücük yüzümde, tamam ben şu an yetişmesi gereken ödevimin başındayım ama gülümsüyorum işte...

(...)

Sonunda başbasa kalıyoruz gene
Başbaşa kalıyoruz doğayla ben
İşte az önce yağmur da başladı, cumartesi günlerden
On temmuz cumartesi
Bir vapur daha kalkıyor iskeleden
Ve yağmur hızlanıyor biraz
Uzanıp yatsam diyorum otların üstünde çırılçıplak
Tam öyle yapıyorum
Şimdi yağmuru seviyorum, şimdi yağmuru seviyorum, yağmuru seviyorum.

EDİP CANSEVER (Bilmez Miyim Hiç)

28 Mayıs 2009 Perşembe

yara bandı

gün gizini sürdü sessizliğe, konuğunu
bütün gece bekleyen sokak ışıklarına,
kaldırımlara. ben sesini duydum yüzünde
ağlayan kedinin, acısını anladım ve annemi
anımsadım, bacağını saklayan basma eteği
görünce yara bandı satan kızın.

sarıydı teni ve kirliydi elleri. bir gecenin
kondusu yürümüştü gözlerindeki kısa
patikada. çocukluğunu oyuncak bir trenden
çıkarıp taşını sulamıştı kaldırımların.
ve anlamıştı: insanlığın yarası olan
varlığıyla en çok yarasını sarmayı
gereksindiğini insanların.

“yara bandı alın” mı diyordu yoksa
“beni sarın” mı? anlayamadım.

Zafer Ekin Karabay

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Bir Eflatun Ölüm...

kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden

git dersen giderim kal dersen kalırım

git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım
ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,

kötü günleri bırakırım.

aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip
yağmurlara durayım.

söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım

belki
sararmış
eski resimlerde kalırım

belki esmer bir çocuğun dilinde.

bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder.


Behçet Aysan