
9 Nisan 2009 Perşembe
Yalancı Tanıklar Kahvesi – Vedat Türkali

27 Mart 2009 Cuma
Kablettarih - Nazım Hikmet - 1929
çok uzaklardan...
kulaklarımızda hâlâ
şimşekli sesi var sapan taşlarının.
ormanlarında yabani aygırlar kişniyen
dağ başlarının
kanlı hayvan kemikleriyle çevrilen sınırları
geldiğimiz yolun ucudur.
yine fakat
geniş kalçalı genç bir ananın
gergin gebe karnı gibi doğurucudur
mataralarımızda çalkalanan su.
çok uzaklardan geliyoruz..
tütüyor yanık bir et kokusu
çizmelerimizin köselesinden...
ürkerek
adımlarımızın sesinden
kanlı karanlık yıllar
kanatlı bir hayvan gibi havalanıyor...
ve karanlıklarda yanıyor
en önde gidenin
ateş bir ok gibi gerilen kolu..
çok uzaklardan geliyoruz
çok uzaklardan..
kaybetmedik bağımızı çok uzaklarla..
bize hâlâ
konduğumuz mirası hatırlatır
bedreddini simavînin boynuna inen satır.
engürülü esnaf ahilerle beraberdik.
biliriz
hangi pir aşkına biz
sultan ordularına kıllı göğüslerimizi gerdik...
çok uzaklardan geliyoruz.
alevli bir fanus gibi taşıyoruz ellerimizde
ihrak binnar edilen galile'nin
dönen küre gibi yuvarlak kafasını.
ve ancak
bizim kartal burunlarımızda buluyor
lâyık olduğu yeri
materyalist camcı ispinozanın
gözlükleri..
çok uzaklardan geliyoruz
çok uzaklardan..
ve artık
saçlarımızı tutuşturarak
gecenin evinde yangın çıkaracağız;
çocuklarımızın başlarıyla kıracağız
karanlık camlarını!..
ve bizden sonra gelenler
demir parmaklıklardan değil,
asma bahçelerden seyredecek
bahar sabahlarını, yaz akşamlarını...
26 Mart 2009 Perşembe
Yalnızlık...
Oğuz Atay (Tutunamayanlar'dan)
25 Mart 2009 Çarşamba
Kadın Denilen Kayıp Kıta
Keşfettiğini sananlarsa bir süre sonra (belki birkaç sene, belki birkaç saat) ayak bastıkları kıtayı bambaşka bir iklime bürünmüş bulunca, Kolomb sendromuyla "Acaba yanlış kıtada mıyım " telaşına kapılırlar. Oysa genellikle kıta değildir yanliş olan; kaşifin kıtayı algılayış biçimidir ... Asgari topografya bilgisinden yoksun oluşudur ...
Kıta'nın bazen kaşife göre mevsim değistirebilen, aynı anda birkaç iklimi bir arada yaşayabilen potansiyelini algılayamayışıdır ... Güverteden karanın görünüşüyle, kıtadan kaşifin görünüşü arasındaki farkı kavrayamayışıdır. Bu pusula hatasından ötürü, kaç erkek olağanüstü bir keşfin kenarından dönmüştür, kaç kaşif, henüz keşfetmediği kıtaları yok sayarak gerçek yüzölçümünü bilmeden yaşadığı bir kıtanın kıyısında tüketmiştir nihayatini kimbilir ?
Ve kimbilir kaç kıta uzaktan gülümseyerek izlemiştir, çevrede kendisini arayan şaşkın kaşiflerin nafile turlarini ...
Can Yücel
12 Mart 2009 Perşembe
Palyaço
kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
kaç kilo çekerdi yalnızlık
kaç kere ezildim altında
yaz yağmurlarının
belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize
kim sevmezdi çiçekleri filan
"ben sevmezdim" dedim, "yalan" dedi
bunu palyaço söyledi,
palyaço söyledi ben yazdım
yazdım, yazmasam ağlayacaktım
herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
sırf bu yüzden mi ağladım
alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz
biraz birazdım her şeyden
dün biraz sinirlenmiştim mesela
yarın bir kadını seveceğim biraz
biraz biraz kör oldum bügünlerde
ama rakı kadehlerini boşaltmayın
eksilmesin hiçbir şey
hiçbir şeyden dahi olsa
kalsın biraz
ii.
umursamıyorum yılgınlığımı filan
çünkü sessizce yaşanmalı her şey
bir devrim sesszce olmalı mesela
ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun
bir palyaço neden yalan söylesin ki
ben palyaço olsaydım söylemezdim
marangoz olsaydım da söylemezdim
ben insan olsaydım yalan söylemezdim!
hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
kaç kilo çeker ki bir palyaço
hem neden yüzüme vuruyorsunuz
bir çirkin ördek yavrusu olduğumu
gocunmam ki ben, ben gocunmam
bir palyaço ne kara gocunmazsa
o kadar, o kadar gocunmam işte
rakı doldurun! eksilmesin
iii.
bitmedi, yazacağım daha
yazmazsam ağlayacağım çünkü
alçakça olacak biraz
hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik
bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
"duyamadım", derdim, "tekrar et!"
sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
sokaklar daha bir puslu
palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
ve ben daha bir alçak olurdum
ağlardım biraz
hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
hatta kuyruğuma basma diyorum
acıyor, tırmalarım,-
diyorum
kahrol, kahrol!
diyorum
iv.
geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
korktum birden, kusacak gibi oldum
"olur öyle" dedi palyaço,
"herkes alçaktır biraz"
"otur ulan!" dedim, bağırdım ona
ben bazen bağırırım biraz
"rakı doldur!" dedim, "eksilmesin!"
ben bazen eksilirim biraz
aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
bunu sonradan öğrendim
ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
bunu da sonradan öğrendim
örneğin;
geçen gün bir kadınla seviştim
biraz değil çok seviştim
ya işte öyle palyaço
diyorum ki,
bunu da yeni öğrendim
sevişmek de eksilmekmiş biraz
v.
kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan
"ben sevmezdim" dedim, "yalan"
dedi
bunu palyaço söyledi
palyaço söyledi, ben yazdım
yazmasam, alçak olacaktım
hem ben roman da yazdım biraz
bazen diyorum ki, palyaço,
sen olmasan ben ne yaparım
alçakça eksilirim belki biraz
her yağmur yağışında yerindi dibine girerim
hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi
biraz biraz anlıyorum ki,
yüzler eller, o terli vücutlar filan
her şey plastikmiş biraz
vi.
haydi sirtaki yapalım palyaço
rakı doldur, yine eksildik biraz
Turgut Uyar
11 Mart 2009 Çarşamba
Sin Palabras (kelimeler olmadan)
Benden uzaklaşma
Bırak sana bakayım
Seni yanımda hissedeyim
Görüyorsun, benden uzaklaşamıyorsun
Beni bırakıp gidemiyorsun
Uyanıyorum ve seni görüyorum,
Benim yanımda ve mutlu göründüğünü hatırlıyorum
Beni izlerken buldum seni
Gözlerini
Kelimeler olmadan
Bakışlar, tebessüm ve her şey…
Yeniden hissediyorum
İnanamazdım, yeniden doğdum, yaşam…
Beni izlerken buldum seni
Gözlerini
Kelimeler olmadan
Bakışlar, tebessüm ve her şey…
Radio Tarifa - Sin Palabras
(aradım taradım sonunda bu muhteşem şarkının sözlerini çevirtebildim, sonra da kendimce birebir çeviriyi düzenledim... Eh iyi bir sonuca ulaştım sanırım)
24 Şubat 2009 Salı
Bekle Beni
bütün gücünle bekle.
bekle, sarı yağmurlar
hüzün getirdiğinde.
bekle karda, tipide
bekle, bunaltırken sıcak
bekle, kimseler beklemezken
geçmişi unutarak.
bekle uzak yerlerden
mektup gelmez olduğunda.
bekle, birlikte bekleyenler
beklemekten usandığında.
döneceğim, bekle beni
ve iyilik dileme
artık unutmak gerektiğini
söyleyenlere.
varsın oğlum ve anam
yok olduğuma inansınlar,
varsın, yorulup beklemekten
otursun ateşin başına dostlar
içsinler o acı şaraptan
rahmet dileyerek yitene
bekle. o şaraptan
içmekte acele etme.
bekle beni, döneceğim
tüm ölümlerin inadına.
varsın, beklemeyenler
yorsunlar bunu şansa.
anlamayacak onlar
nasıl ortasında ateşin
kurtardı beni
senin bekleyişin.
nasıl sağ kaldığımı
ikimiz bileceğiz sadece:
başardın beklemeyi sen
kimsenin bekleyemediğince.
Konstantin Simonov
(türçesi Ataol Behramoğlu)
11 Şubat 2009 Çarşamba
7 Şubat 2009 Cumartesi
hayalkırıklığının ardından...

Hiç beklemedik anda karşınıza çıkan süprizler bazen çok güzel olur... Bazense yıkıcı...
Yerdeniz Öyküleri'nin animasyonuyla TRT Çocuk'ta karşılaşmak gerçekten heyecanlandırmıstı beni. Serinin hangi hikayesi diye beklerken Ged ve Aren karşıladı beni...
Yerdeniz serisini okumayanlar için bu seri Ursula K. Legin'in sırasıyla büyüme; doğum, yeniden doğum, cinsellik ve özgürlük temelinde anlatılan bir kadının büyümesi ve ölüm üzerine kurulu fantastik bir üçleme ile yola çıkmıştır. Sırasıyla Yerdeniz Büyücüsü, Atuan Mezarları ve En Uzak Sahil adını taşıyan bu kitapları Tehanu ve Öteki Rüzgar takip ederek bir beşleme oluşturulmuştur.
Tekrar animeye dönersem, görsel olarak herşey kusursuzdu. Yerdenizin pastoral havası çizimlere çok güzel yansımıştı ama hikaye... İşte hayalkırıklığım ilk böyle başladı. Sonuç Olarak karşımda En Uzak Sahil ile Tehanu öykülerinin karışımı bir senaryo vardı. Karakter ve olayların hiç bir derinliğine inmeyen, Tenar'ı Atuan Mezarları'nda yaşanan olaylardan bağımsız bir ev kadınına indirgeyen, (en kötüsü de) Thenau'yu bebek iken ateşte yakılması sonucu tek kolu bir kuş kanadını andıran bir görüntüye kavuşan, yüzü ciddi biçimde yanmış olduğu için kendisini insanlardan gizleyen küçük bir kız tasvirinden çıkarıp sevimli bir anime kızına dönüştüren bir anlatım vardı karşımda. Halbuki Tehanu yandığı ateşi içerisinde taşıyan, hem insan hem de Kalessin'in yani ejderha soyundan gelen; Ursula'nın anlatımı ile de kadının dayanıklılığının sevginin gücünü simgeleyen, başkaldırı ve direnmenin adıdır. Ezilmişliğe karşı baş kaldırıp tüm güçlükleri yenmeyi başaran bir kadındır.
İki öykünün popüler bir seyirlik çıkabilecek yönlerini alıp birleştirme kaygısı ile kurgulanan senaryosu ortalama bir iş çıkarmış. Seriyi okuyanları ise benim gibi hayalkırıklığına mahkum etmekte... Her seferinde aynı şeyi söylüyorum kendime romanların bıraktığı etkiyi filmlerde aramamak lazım...
